Ankara Yeminli Mali Müşavirler Odası
Chamber of Sworn-in Certified Public Accountants of Ankara
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Mevzuatlar

ANKARA YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI

MEVZUATI İZLEME KOMİSYONU KARARI








Karar No : 19



Tarih : 11.09.2000



Karar Konusu : Kıymetli Maden ve Döviz alım ve satımı yapan işletmelerin stoklarında mevcut bulunan malları Değerleme Gününde değerlemesinin hangi ölçüye göre yapılacağı konusunda uygulamada yaşanan belirsizlik ve farklılıkların açıklığa kavuşturulması ve değerlendirilmesi.


I- ÇALIŞMA YÖNTEMİ :



Kıymetli maden ve döviz alım satımı ile iştigal eden mükelleflerin işletmelerinde mevcut bulunan ticari emtiaları durumunda bulunan bu varlıklarını değerleme gününde değerlemelerinin hangi değerleme ölçüsüne göre yapılacağı konusu bu hususta vaki farklı görüş ve yorumlar nedeniyle Komisyonumuzca değerlendirme kapsamına alınmış ve ön çalışma yapmak üzere komisyon üyemiz Mehmet Sakarya HAYTA görevlendirilmiş olup, bu konuya ilişkin olarak komisyonumuzun görüşleri aşağıda belirtilmiştir.



II- DEĞERLEME KONUSUNDA GENEL AÇIKLAMA VE DEĞERLENDİRME :



Türk Vergi Hukukunda değerlemeye ilişkin düzenlemeler Vergi Usul Kanununun 258’inci maddesinde yapılmış olup, bu madde hükmüne göre değerleme; “Vergi matrahlarının hesaplanmasıyla ilgili iktisadi kıymetlerin takdir ve tesbitidir.” Şeklinde tanımlanmıştır. Değerleme işleminin vergi matrahlarının hesaplanmasına ilişkin bir husus olması nedeniyle gerek mükellefler gerekse idari uygulamaları açısından açık, kesin, anlaşılır olması kanuni bir zorunluluk olup, burada olacak belirsizlik ve farklı yorumlar vergi matrahının artması ve azalmasını direk olarak etkilemektedir. Vergi Usul Kanunu’nun 261-268’inci maddelerinde değerleme ölçüleri, tek tek sayılmak ve tanımlamak suretiyle ifade edilmiştir. Bu değerleme ölçülerinin uygulanacağı iktisadi kıymetlerin nevi ve mahiyeti ise, iktisadi işletmelere dahil olan ve olmayanlar itibariyle aynı kanunun 269-298’inci maddelerinde belirtilmiş bulunmaktadır.



Bu hükümler çerçevesinde bakıldığında, kıymetli maden alım ve satımı yapan işletmeler ile efektif döviz alım satımı yapan işletmelerin değerleme yapılacak iktisadi kıymetlerinin, alım satım konusu ticari malları olduğu ve bunların da iktisadi işletmeye dahil olan kıymetler olduğu tartışmasızdır. Bu durumda, satın alınan veya imal edilen emtianın maliyet bedeline göre değerlenmesi gerektiği Vergi Usul Kanunu’nun 274’üncü maddesinde açık olarak belirtilmiş olup, maliyet bedelinin hangi metotta tesbit edileceği hususunda Kanunda herhangi bir belirleme yapılmamıştır. Ancak, 4008 sayılı Kanunun 8’inci maddesiyle ilgili madde de yapılan değişiklik ile; “mükellef satın aldıkları veya imal ettikleri emtianın maliyet bedelini, son giren ilk çıkar yöntemini uygulamak suretiyle de tesbit edebilirler. Bu yöntemi seçenler, en az beş yıl süre ile bu yöntemden vazgeçemezler. Bu yöntemin uygulama usul ve esaslarını tespit etmeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.” Şeklinde düzenleme yapılmak suretiyle maliyet bedeli çerçevesinde LİFO (son giren ilk çıkar) yönteminin de ticari emtianın değerlemesinde kullanılabilmesine imkan tanımak suretiyle mükelleflere enflasyon kârlarının vergi dışında tutabilmeleri imkanı getirilmiştir. Mükelleflerin iktisadi işletmelerine dahil bulunan emtialarının değerlenmesinde maliyet bedeli esas olmakla beraber bedelinin tesbitinde; gerçek maliyet, itibari maliyet, ortalama maliyet (Basit ortalama maliyet, Ağırlıklı ortalama maliyet, Hareketli ortalama maliyet) yöntemlerinin kullanılıp kullanılmayacağı hususunda mükelleflerin istek ve arzularına bırakılıp bırakılmadıkları hususunda farklı yaklaşım ve görüşler mevcut bulunmaktadır. Ekonomik ve teknolojik gelişmeler ve ilerlemeler çerçevesinde konunun ilgililer tarafından gözden geçirilmesinde yarar bulunulduğu kanaatı taşınılmaktadır.



Yukarıda değerleme konusunda yapılan bu genel açıklama ve değerlemeden sonra kıymetli maden ve yabancı para alım satımını yapan mükelleflerin envanterinde mevcut bulunan mallarının değerlemesini hangi değerleme ölçülerine göre yapacakları hususu aşağıdaki bölümde ele alınarak değerlendirilmiştir.



II- KIYMETLİ MADEN VE YABANCI PARA ALIM VE SATIM İLE UĞRAŞAN MÜKELLEFLERİN ENVANTERE DAHİL MALLARININ DEĞERLEMESİ :



Kıymetli maden alım ve satımı ile iştigal eden mükelleflerin ve özellikle Türkiye’de altın alım ve satımı yapan kuyumcuların envanterinde mevcut mallarının maliyet bedeli ile değerlemesinin sağlıklı bir şekilde yapılmadığı, stok kayıtlarında mevcut görünen mallar ile fiili stoklardaki malların aynı mallar olmadıkları gibi envanterdeki malların değerlerinin de çok düşük gösterilmek suretiyle işletmelerin iktisadi varlıklarının gerçek olarak gösterilmediği ve ayrıca vergi kaybına da neden olundukları bilinmektedir. Bu işletmelerin genel olarak küçük işletmeler olması ve işletmede farklı vasıflarda ve çok çeşitli mal bulundurmaları nedenleriyle gerçek parti maliyetleri ya da itibari parti maliyetleri üzerlerinden değerleme yapabilmelerinde güçlükler bulunmaktadır. Bunların ortalama maliyet bedeli esasına göre değerlemeye tâbi tutulmaları halinde ise, stok emtianın değerleme gününden önceki döneme ilişkin alış maliyetleri ve satış miktarları dikkate alınmak ve malların ayarlarına göre ayrıma tâbi tutulmak suretiyle gerçek maliyet değerlerini belirlemek imkânı bulunmaktadır. Sonuç olarak, kıymetli maden alım ve satımı ile uğraşan işletmelerin stokta mevcut bulunan fiili mallarının maliyeti bilinip hesaplanmasını mümkün kılacak şekilde tesbit ediliyorsa bu değer bunun mümkün olmaması halinde ortalama maliyet bedeli veya LİFO yöntemiyle belirlenecek değer üzerinden değerlendirilmesinin kanuna uygun olacağı görüş ve kanaati taşınılmaktadır. Diğer taraftan, kıymetli maden alım ve satımı yapan mükelleflerin envanterde mevcut mallarının bu şekilde belirlenen maliyet bedelinin yerine diğer değerleme ölçülerinden borsa rayici yada emsal bedel esasına göre değerlendirilmesi halinde, bu durumun diğer mal alım ve satımı yapan kişilerden farklı kılınmalarına neden olacağı gibi alım ve satım konusu mallar ile borsada fiyatı belirlenen malların altın olarak ifade edilmelerine karşı kuyumculukta kullanılan altınların süs eşyası ve mücevherat olması nedeniyle değerini artıran ilave özelliklere de sahip bulunmalarından dolayı hatalı olacaktır.



Yabancı para alım ve satım yapan mükelleflerin stoklarında mevcut bulunan yabancı paraların değerlemesinin de kıymetli maden alım ve satımı yapanların stoklarındaki kıymetli madenlerin durumuna benzerlik göstermektedir. Burada da, yabancı para alım ve satımı işletmenin ana faaliyet konusunu teşkil etmektedir. Dolayısıyla yabancı para, işletme açısından alım satıma konu emtiadır. Stokta mevcut bulunan yabancı paranın hangi tarihte ve hangi parti mala ilişkin olduğu alım belgesi ile tevsik edilebilir. Yabancı paranın alındığı tarihte TL karşılığı ile değerleme günündeki TL karşılığı arasındaki kur farkı gelir ve gider olarak ortaya konulabilir. Bununla beraber konunun farklı bir şekilde değerlendirilmesi de mümkün bulunmaktadır. Vergi Usul Kanununun değerleme usul ve esaslarına ilişkin hükümlerinde, yabancı paraların borsa rayici ile değerleneceği, borsa rayicinin takarüründe muvazaa anlaşılırsa bu rayiç yerine alış bedelinin esas alınacağı, yabancı paranın borsada rayici yoksa değerlemeye uygulanacak kurun Maliye Bakanlığı’nca tesbit olunacağı hükmü yer almaktadır. Ülkemizde mevcut serbest döviz borsası oluşmadığından değerleme her yıl sonu itibariyle Maliye Bakanlığı’nca tesbit ve ilan olunan kurlarla yapılmaktadır. Yabancı paraların bu şekilde değerlemesinin işletmenin esas faaliyetinin yabancı para alım satımı olmayıp, kasasında tasarruf yada diğer nedenlerle yabancı para bulunduran mükelleflere ilişkin olduğu, yabancı para alım ve satımı yapan işletmelerin değerleme günündeki mevcut parayı emtia olarak kabul ederek maliyet bedeli esasına göre değerlemesinin daha uygun olacağı görüş ve kanaati Komisyonumuzca benimsenmiştir. Sonuç olarak, stokta mevcut bulunan yabancı paraların değerlerinin her iki şekilde de değerleme günündeki bu malların değerlerine göre vergi matrahına yansıyacağından herhangi bir gelir kaybına neden olmayacaktır.



III- SONUÇ



Yabancı para ve kıymetli maden alım ve satımı yapan mükelleflerin diğer mükellefler gibi alım ve satıma konu edilen iktisadi varlıklarının emtia olduğu, bunların değerleme gününde değerlemesinin Vergi Usul Kanununun değerlemeye ilişkin hükümlerine göre maliyet bedeli olması gerektiği, mükelleflerin maliyet bedelini tesbit ederken işletmesinin durumuna ve imal veya alım satımını yaptığı malın özelliklerine göre kullanacağı yöntemi belirlemesinde insiyatif kullanmasına imkan verilmesi, ancak kullandığı yöntemi belli bir süre içerisinde değiştirememesi, konu geniş bir mükellef kesimini ilgilendirdiğinden çıkarılacak bir Vergi Usul Kanunun Genel Tebliği ile her iki faaliyetle uğraşan mükelleflerin stok emtialarının değerlenmesine ilişkin usul ve esasların Maliye Bakanlığı’nca açıklanmasında yarar bulunduğu,



görüşüne varılmıştır.







Yönetim Kurulu’nun 19.09.2000 gün ve 290 no.lu kararı ile benimsenmiştir.
Ad:
Soyad:









2014 © Ankara Yeminli Mali Müşavirler Odası
Kader Sokak No:30 06700 G.O.P. / ANKARA     Tel: (0312) 467 70 01 - 467 52 11 - 467 46 88    Faks: (0312) 467 57 95
ankymmo@aymmo.org.tr